SON DURAK

 

“Başlangıçlar zorludur her zaman.” diye düşünüyordu, otobüsün camından kar beyazı  manzaraya bakarak. Bunun bir ayrılış mı, yoksa kabullenmek istemediği bir kaçış mı olduğunu anlamaya çalışıyordu. Doğup büyüdüğü ve benliğinde geniş yer kaplayan bu küçük ilçeyi terk etmek ya da kendisinin deyimi ile “Bundan sıyrılmak” artık mümkün olmuştu sonunda.

Küçük bir sarsıntı çekip çıkardı genç adamı düşüncelerinden ve bulunduğu durumun farkına vardı. İstanbul’a giden bir otobüsün içindeydi ve bu otobüs O’nu istediği hayata bir adım daha yaklaştırıyordu. Hava soğuktu, dışarıda kar tüm çevreyi sarmıştı. Yollar kaygandı ve genç adam şoförün dikkatli olmasını düşünürken bir sarsıntı daha oldu. Bu kez yolcular arasından belli belirsiz uğultular yükseldi ve daha sonra sanki az önce kimse konuşmamış gibi otobüs ve içindekiler sessizlik yemini etmişçesine sustular. Genç adam bu ani sessizlik karşısında gülümseyip ceketinin cebinden bir fotoğraf çıkardı, başını cama yaslayıp fotoğrafa bakmaya başladı. Fotoğraftaki küçük çocuğa bakıp düşüncelere daldı ve gecenin kasvetinin ağırlığı altında ezilen göz kapakları yavaş yavaş kapanmaya başladı…

Yerde yatıyordu genç adam. Öylece uzanıyordu.Gözleri kapalıydı ve dudakları belli belirsiz bir şeyler mırıldanıyordu. Gözlerini yavaşça açmaya başladı genç, içinde bulunduğu durumu pek anlayamasa da ağzından çıkan tek sözcük “Işık” dı. Işık! Alabildiğine parlak, gözleri kamaştıran bir ışık demetinin içindeydi.Garip olan şey ise korkmuyordu genç, hatta zevk bile alıyordu bu durumdan.Yadırgamamıştı bile, bırakın yadırgamayı buraya nasıl geldiğini bile bilmiyordu, bunları düşünmüyordu.  Kendisini bu büyüye kaptırmıştı, o keyif aldıkça ışık demeti genci daha da sarmalıyor,  ışık onu sardıkça genç adam zihninin ve bütün benliğinin rahatladığını duyumsuyordu. Aradığını bulan, hayatının yegane amacına ulaşan birinin duyduğu hazzı duymaya başlamıştı sonunda. Adeta babasına istediği oyuncağı aldıran bir çocuğun mutluluğunu yaşıyordu…

Neden sonra ışık parlaklığını yitirmeye başladı.Bedenini ve zihnini yavaş yavaş terkediyordu.

Çevresindeki parlaklık azaldıkça yüreğini bir korku kaplamaya başladı. Bulduğu şeyi, o huzuru kaybediyordu ve bunu bilmenin bunu engelleyememenin acısını hissediyordu yüreğinde. Işık giderek azaldı ve sonunda  yitip giden ışıkla birlikte derin bir uykuya dalmıştı genç adam.

Uyandı…Etrafına bakındı lakin gördüğü – ya da göremediği tek şey karanlıktı. Kara bir koridorda kaybettiği ışığı arıyordu genç adam, ne kadar süredir uyuduğunu düşünerek. Nereye gittiğini bilmeden karanlığın izinden gidiyordu genç beyhude halde. Yüreği gittikçe daralıyor ve kesik kesik soluk alıyordu. Adımları ağırlaşıyor, omuzlarında giderek artan ve dayanılmaz hale gelen bir ağırlık eziyordu genç adamı ıssız karanlıkta. Sonunda onu boğan bu karanlık yerde, titreyen bacaklarına ve daralan yüreğine dayanamadı genç ve olduğu yere yığılıp kaldı.

Gözlerini yukarıya dikti. Issız ve sessiz karanlığın içine. Yüreğinde anlayamadığı bir kederle, hırıltılı nefes alış verişiyle, unutulmuş ya da hiç var olmamış bu yerde, nihai sonunu beklemeyi göze aldı sonunda.

Derinlerden bir ses duydu genç adam veya öyle sandı. Zamanın ucunu kaçırmıştı ve artık ne düşündüğünün farkında bile değildi. Aynı sesi tekrar duydu. Kulak kabartıp kalan son gücüyle sesi duymaya çalışıyordu.

“Uy…”

Anlamaya çalışıyordu ya da aslında ses falan yoktu. Bunu kendisi uyduruyordu.

“Uy…”

Tekrar kulak kabarttı. Biri ona sesleniyordu belli ki. Sesler kulaklarında yankılanıyordu bölük pörçük, paramparça.

“Uyan…Uyan…Uyannn…”

Ve uyandı geç adam sonunda. Tam tepesinde, ağzındaki tüm dişleri göstermek için uğraşan bir çocuk gülüyordu kıs kıs. Saçları sapsarı, gözleri boncuk mavisiydi. “Öyle tatlı bir çocuk ki; sabahtan akşama kadar gülse, bıkmadan izleyebilirdiniz onu.” diye düşündü içinden genç.

Çocuk ayağa kalkıp bir kaç adım ileri yürüdü.Sonra arkasına bakıp genç adama eliyle gelmesini işaret etti. Yerde oturan genç etrafa bakıp duruyordu. Göz alabildiğine uzayan koca bir arazi vardı önünde şimdi… Karanlık gitmişti ya da en azından gizlemişti kendini. Ayağa kalkıp kendisini çağıran çocuğun peşi sıra yürüdü. Çocuğun yapmasını istediği her şeyi elinde olmadan yerine getiriyordu.

Hiç konuşmadılar. Aralarında sanki garip bir dil vardı. Konuşmadan tek kelime dahi etmeden devam ettiler yürümeye.

Bir kaç metrede bir çocuk arkasına bakıp, genç adama gelmesini işaret ediyor ve genç adam da kendisini çocuğun gülümseyişine kaptırıp hiç sorgulamadan peşi sıra ilerliyordu.

“Sanki bu çocuğu daha önce gördüm.” diye düşünüyordu genç adam. Çocuk o kadar tanıdık geliyordu ki ona, adı dilinin ucundaydı sanki! Ama aklına gelmiyordu bir türlü. Tekrar çocuğa baktı. Küçük çocuk bir tepenin üzerindeki kayalardan birinin tepesindeydi şimdi.Genç adam çocuğun yanına gitti. Çocuk ona bakıp gülüyordu, saçlarını okşayıp kendisi de çocuğa gülmeye başladı. Orda o kayanın üzerinde hissettiği şeyi asla unutmayacaktı genç adam.

Derken çocuk kolunu kaldırıp parmağıyla bir yeri göstermeye başladı. Genç çocuğun gösterdiği yere çevirdi başını…Oradaydı. Tam karşısında duruyordu. Geride bıraktığı o küçük ilçe tam karşısındaydı.

Ailesi, anıları, bahçesine dalıp eriklerini aşırdığı yaşlı adam, komşunun köpeği, arkadaşları araklamasın diye misketlerini sakladığı gövdesi delik ağaç, hepsi tam karşısında duruyordu genç adamın.

Yüreğinde öyle derin bir acı hissetti ki genç adam, iki damla göz yaşı süzülüverdi gözlerinden. Dönüp çocuğa baktı sorgulu gözlerle ama çocuk çoktan yanında ayrılmış ve bu küçük ilçeye doğru ilerlemişti.

Genç adam kayanın tepesinde duruyordu. Göz yaşlarını yalayıp geçen esintiyle kendine gelmişti.İçindeki ses “Yapma!” diyordu ona.

“Yapma!”

Bir adım daha atarsa, geri dönüşü olmayacakmış gibi geliyordu ona.

Küçük çocuk tekrar döndü genç adama. Aralarındaki mesafe hayli fazlaydı ama genç adam, çocuğun kendisine gelmesini söylediğini anlıyordu. O küçük kolunu indirip kaldırıyordu yine, o çağırdıkça genç adamın içindeki ses daha fazla haykırıyordu…

“Yapma!”

Genç adam arkasına, sonu hiç gelmeyecek olan araziye baktı. “Geride benim için hiç umut yok.” diye düşündü genç adam ve küçük çocuğun peşinden gitmeye karar verdi. Her adım attığında, yüreğindeki acı yerini mutluluğa bırakıyordu. O mutlu oldukça karşısındaki ilçe yavaş yavaş aydınlanıyor, koca bir ışık demeti ilçeyi içine alıyor ve genç adam daha hızlı daha hızlı koşuyordu. O koştukça, ışık büyüyor, çocuk ve yaşadığı ilçe ışıkta kayboluyor daha da mutlu oluyordu.

Ve  sonunda, son adımını atıp bütün benliği ile ışığın içine savurdu kendini genç adam… Sonunda çocukluğunun geçtiği yere ulaşmış, aradığı huzuru kucaklamıştı ebediyen…

Rüzgarın savruluşuna bırakmıştı kendisini. Öyle tatlı savruluyordu ki, aşağıya inmek istemiyordu kar tanesi. Binlerce kardeşi ile beraber rüzgarda oyunlar oynayarak, oradan oraya savruldular. Önce bir ormanı atlattı kar tanesi. Sonra koca bir dağın etrafından dolaştı. Gördüğü berraklığın büyüsüne kapılarak aşağıda gördüğü nehri takip etti ve sonunda rüzgarın peşine takılarak az ileride gördüğü insan kalabalığının üzerine gitti. “ Çok kalabalık.” dedi içinden ve renkli ışıkları olan ve çok garip araçların üzerinden geçti. Her yerde insanlar vardı, oradan oraya koşuşturan ve yerde yatanlara yardım etmeye çalışan insanlar. Genç bir adam ilgisini çekti küçük kar tanesinin. Elinde bir fotoğraf tutuyordu. Ona doğru yönünü değiştirdi ve yavaş yavaş alçalmaya başladı. Fotoğrafın üzerinden geçerken küçük bir çocuk gördü.Saçları sarı, gözleri deniz mavisiydi. Gülüyordu çocuk. “Sanki ağzındaki tüm dişleri göstermek istiyor.” diye düşündü kar tanesi. Fotoğraftaki çocuğa gülümseyip genç adama doğru ilerledi. Genç adamın yüzü pürüzsüzdü, kapalı göz kapaklarının kenarından bir damla yaş, yanaklarına doğru süzülüyordu. Gülümsüyordu genç adam.Tıpkı fotoğraftaki çocuk gibi, tıpkı aradığı huzura kavuşan biri gibi, tıpkı genç adamın yanaklarında erirken kendisinin gülümsediği gibi…

– SON –

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s