VE

Ve… Ve kırılmıştı gökyüzü, Ve içimdeki yangın, dinmişti tarifsiz bir fırtınada. Kimdim ben? Kimdiniz siz? Nasıldı gülmek, ağlamak nasıldı? Neydi hayal etmek? Ben miydim yoksa Napolyon? Ya da; Sen misin o tarifsiz aşkın kurbanı Juliet? Asıl olan neydi? Merhaba! Duydunuz da mı geldiniz sesimi? Yoksa, benim gibi misiniz siz de? Haydi!…Ne duruyorsunuz orada? Gitmeyin…. Gidin! Karanlıktı gece yine. Sessizdi yıldızlar, ay sessizdi. Nerede saçlarımı okşayan rüzgarın sesi? Kimim ben? Kimsiniz siz? Gördünüz de mi geldiniz? Gidin! Ruhum terk etmiş beni benden habersiz! Siz misiniz ruhum benim? Ben miyim yoksa ruhunuz sizin? Çocuktum ben, düşlerim kararmadan önce. Oyun oynuyordum, misketlerimi gördünüz … Okumaya devam et VE

GARABET

“Durgun sular, dans edecek, toprakların üstünde, çiçekler açacak, yağmurlar yağacak, şükredecek canlılar, canları için yıldızlara ve orada yaşayanlara… Budala! Diyecekler bize; Budala! Sanmayın  sonsuzluk yakışır ruhlarımıza… Doğusu ve batısı akıllanmayacak, kuzeyi ve güneyi durulmayacak, dizginlemeyecekler kendilerini… çok geç olacak… çok geç kalacak… Budala! Diyecekler bize; Budala! Sanmayın sonsuzluk yakışır ruhlarımıza… Tanrıların vakti nihayete erecek, Buğday güneşe erdiğinde! Nesiller üstüne nesiller gelecek, Kan nehirleri ıslatacak tarlaları; Vahşet koşturacak dört nala, Tanrılar vücuda geldiğinde… Budala! Diyecekler bize; Budala! Sanmayın sonsuzluk yakışır ruhlarımıza…” Tex’ah Kam Alacakaranlığın altında eziliyordu orman. Havadaki kasvet artmış, gönüllerde kimsenin dile getirmediği endişeler peyda olmaya başlamıştı. Kaf’fa kamp kuran … Okumaya devam et GARABET

BEDEL

“Bir bedeli var!”  Diyordu zihnindeki ses genç adama. Köyün biraz gerisinde, küçük bir tepenin üstünde bağdaş kurmuş oturuyor; ses zihninde çınlayıp duruyordu. “Bir bedeli var!”  Köye baktı. İnsanlar telaşla hareket ediyor, köyün meydanına doğru koşuşturuyorlardı. Meydan karnaval alanı gibiydi. Gezici bir kumpanya köye gelmişti. Köylüler evlerinden getirdikleri yemekleri ve meyveleri, tatlıları ve içkileri meydanı koca bir çember gibi içinde tutan tezgahlara dizmişlerdi. Çemberin tam ortasında bir odun yığını duruyordu. “Bir bedeli var!”  Haz’ra bakışlarını karşıya, ufuktaki dağlara dikti. Güneş birazdan tam olarak batacak, gece gündüze galip gelecekti. “Bir bedeli var!”  Haz’ra başını ellerinin arasına gömüp içindeki sese direnmeye çalışırken, çalgıcılar meydana gelmişler ve şimdiden bir parçanın ezgisini … Okumaya devam et BEDEL

Beklenmedik Çağrı

“Düdük!” diye cevap verdi, karşısında ona merakla bakan hemcinsine. Nedenini pek bilmese de, bu ismi vermişti. Tıpkı, bir çocuğun ulaşmayı beklediği bir oyuncak gibi geliyordu ona. Hemcinsi anlamaya çalışarak bir süre ona baktı ve sonunda kocaman bir kahkaha patlattı. “Düdük öyle mi?” diye sordu  kahkahalar eşliğinde. Gülüşünde küçümseme ya da aşağılama yoktu. Bu her halinden belliydi. Sonunda dostunun kahkahalarına eşlik ederken buldu kendini. Hemcinsi omzunu sıvazladıktan sonra, kahkahalarına devam ederek uzaklaştı. Uzaklaşırken de hala tekrar ediyordu “Düdük!” ve sesi altın işlemeli, parlak mermer koridorda yankılanıyordu. “Düdük” diye mırıldandı yarım ağızla ve düşünceli bir halde, arkasındaki kapıdan geçip, koridorun onu çıkışa … Okumaya devam et Beklenmedik Çağrı

SON DURAK

  “Başlangıçlar zorludur her zaman.” diye düşünüyordu, otobüsün camından kar beyazı  manzaraya bakarak. Bunun bir ayrılış mı, yoksa kabullenmek istemediği bir kaçış mı olduğunu anlamaya çalışıyordu. Doğup büyüdüğü ve benliğinde geniş yer kaplayan bu küçük ilçeyi terk etmek ya da kendisinin deyimi ile “Bundan sıyrılmak” artık mümkün olmuştu sonunda. Küçük bir sarsıntı çekip çıkardı genç adamı düşüncelerinden ve bulunduğu durumun farkına vardı. İstanbul’a giden bir otobüsün içindeydi ve bu otobüs O’nu istediği hayata bir adım daha yaklaştırıyordu. Hava soğuktu, dışarıda kar tüm çevreyi sarmıştı. Yollar kaygandı ve genç adam şoförün dikkatli olmasını düşünürken bir sarsıntı daha oldu. Bu kez yolcular … Okumaya devam et SON DURAK

   SAKLI İSTASYON

  Bütün gazetecilerin önünde durmuş büyük bir mutlulukla yaptığı keşfin keyfini çıkarıyordu. Arkasından, tüm kazı ekibinin mutlu çığlıkları ve patlatılan şampanyaların sesleri çok net duyuluyordu. Bölgeyi saran dağların engin yükseltileri arasından bulup çıkardıkları bu arkeolojik kalıntı bir döneme ışık tutacak, paha biçilemez bir eserdi. Sonunda gazetecilerin bitmek tükenmek bilmeyen merakı üstün çıkmış ve kazı alanına yapılacak küçük bir gezintiyi kabul etmişti ve diğer çalışanların da katıldığı grup hemen yola koyuldu. Bulundukları yer kazı alanına bir kilometre mesafedeydi fakat yalçın kayalıklar her ne kadar yıldırıcı olsa da bu coşkun kalabalık kazı alanına gitmeye epey kararlıydı. Yola çıkarken bir gazeteci şöyle bir … Okumaya devam et    SAKLI İSTASYON

KATEDRAL

  “Biz hep vardık….!  Belirsizlik, tercihimiz…!!!”                             Sözlerime nereden başlayacağımı bilemiyorum aslında! Yaşadığım olayı size anlatınca  bunun gerçek mi yoksa masal mı olduğuna neden bir türlü karar veremediğimi anlayacaksınız. Ben kırk yaşındayım. Yıllarımı kitap yazmakla geçirmiş ve her defasında okurlarımın taktirini kazanmış bir yazarım.                           Yirmili  yaşlarda başladım kitap yazmaya. İlk başta basılan öykülerim çok beğenildi. Daha sonra bu öyküleri uzun ve karmaşık romanlar takip etti. Otuzlu yaşlarıma geldiğimde başarımın doruğuna ulaşmış, sadece kendi ülkemde değil, tüm dünyada büyük bir üne kavuşmuştum.                                                                                                             Ta ki, beş yıl önce, başka bir kitap  yazmaya karar verdiğim ana kadar…        Son … Okumaya devam et KATEDRAL